Dünyaya zenginlik ve refah vaadinde bulunan neo-liberal ekonomi programları yoksul halkları daha da yoksullaştırıyor. Kadınlar düşük ücretli, geçici ve kayıt dışı işlerde sosyal güvenceden yoksun bir biçimde çalıştırılıyor. Erkeklere oranla daha düşük ücretler alıyoruz. Hamile kalamayacağımıza dair bir beyanda bulunmadan işe alınamıyoruz. Kırsal alanda, kadın işgücünün yoğun olduğu tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi konumunda çalıştırı-lıyoruz. Sermaye için en ucuz ve en uzun süre çalıştırılacak iş gücünü temsil eden biz kadınlar, olası bir kriz durumunda ise işlerine ilk son verilen kesim oluyoruz. Eğitim ve sağlık gibi kadınların yoğun olarak çalıştığı alanlar özelleştirildiğinde işsiz kadın sayısı daha da artıyor. Erkek egemen bir söylemin içinden kadının yeri evidir denilerek çocuk bakımı ve ev işleri de biz kadınların omuzlarına yükleniyor.
Çalışma yaşamına giren kadınlar erkeklerden %38 daha az ücret almakta. Çalı-şan kadınların sadece yüzde yirmisi sigortalı olarak çalış-maktadır. Zaten kötü olan çalışma koşulları kadınları daha fazla etkilemektedir. İşveren tarafından yasal do-ğum izinleri kullandırıl-mamakta ve yasal hakları olan hamile iken gece mesaisine kalmamama hakları da ellerinden alınmaktadır. Kamu sektöründe ise kadınlar hiyerarşinin en alt kesimlerinde çalıştırılmakta, ev işinin devamı niteliğindeki işlerde istihdam edilmektedir.
Daha doğdukları andan itibaren erkek çocuklardan ayrı tutulan kız çocuklarının eğitim almaları bile engellenmekte ve yaşları on sekizi bulmadan da evlendirilmektedirler. Bu nedenle de kadınlar hem eğitim almadıkları için hem de kadına biçilen toplumsal rolleri yerine getirmeleri beklendiği için genelde çalışmalarına aileleri ya da kocaları tarafından izin verilmemektedir. Çalışmasına izin verilen kadınlarda vasıfsız oldukları için güvencesiz, düşük ücretli işlerde çalışabilmektedirler. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımının, kadınların neredeyse zorunlu görevleri arasında görülmesi ise kadınları eve hapsetmekte ve çalışma hayatından da uzak tutmaktadır. Oysaki çocuklar, yaşlılar ve hastalar için gerekli ücretsiz bakım evleri ya da kreşler mevcut olsa kadınların çalışma hayatında yer almaları mümkün olabilecektir.
Tüm bu nedenlerden dolayı çalışamayan ve evde kalan kadınlar ağırlıklı olarak ev eksenli işler yapmaktadırlar. Evde örgü örmek ve bunları satmak gibi. Aslında El-izi Atölyesi fikri tüm bunların farkında olmamız nedeniyle ortaya çıktı denilebilir. Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi üyeleri olarak birlikte neler yapabilir, üretebilir ve bunu nasıl kazanca çevirebiliriz diye düşündük ve 2006 yılında Ata Çarşı’da yer alan Kadınca Lokal’in yanında El-İzi Gönüllü Sanat Atölyesini oluşturduk. Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi üyelerinin gönüllü olarak eğiticilik yaptığı kurslar açtık. Mum atölyesinde hep birlikte yaptığımız mumları sattık. Düğün süslemeleri organize ettik ve bu organizasyonlarda hem kadın arkadaşlarımıza küçük de olsa kazanç sağladık hem de kısa süreli üniversite öğrencilerini istihdam ederek onların gelir elde etmesini sağladık. El-İzi Gönüllü Sanat Atölyemizin yaptığı işlerden kazandığı paralarla yine kadınların çalışabileceği dikiş makinesi aldık. Dikiş dikmeyi bilen kadın arkadaşlarımız gelip gün içerisinde burada dikiş dikebilir ve bunları değerlendirebilir. Dikiş dikmeyi bilmeyenler ve öğrenmek isteyen kadınlar için de yine gönüllü öğretmenlerimiz her zaman hazır. Haftanın beş günü sabah saat on ile akşam beşe kadar açık olan El-İzi Gönüllü Sanat Atölyemiz çalışan, çalışmayan üretmeye ve ürettiklerini değerlendirmeye hazır tüm kadınlara açık. Eylül ayı itibari ile yine ücretsiz kurslarımız devam edecek. Sizlerden gelen istekler ve başvurular doğrultusunda belirlenecek kursların çeşitleri ve günleri.
Ama bizim sizlerle birlikte yapmayı düşündüğümüz farklı kurslarımız da olacak. Sabun yapma kursu, ebru kursu, mefruşat kursu, resim kursu gibi. Eğer önerileriniz var ise ya da bu kurslardan herhangi biri ilginizi çekiyor ise bizi aramanız ve ayrıntılı bilgi almanız yeterli. Birlikte üretmek için, hayata hep birlikte dayanışarak el izlerimizi bırakmak için… |